Nerde dogdugumu
hatırlamıyorum.
Etrafım bulanık ve karanlıktı.
Insanlarla hic iletisime girmemistik.
Annemin o yumusacik tüylerini çok iyi hatırlayabiliyorum
Yalnız sık sık hasta olurdu ve çok zayıftı.
Annemin ben ve kardeşlerime verebilecek hiç sütü kalmamisti.
Kardeşlerimin birçoğunun öldügünü hatırlayabiliyorum. Onlari son derece çok
özlüyorum.
Beni annemden
ayırdıkları günü dün gibi hatırlayabiliyorum. Çok korkuyor ve üzülüyordum.
Süt dişlerim daha yeni cikmaya başlamıştı.
Aslında annemle kalmam gerekirdi; ama o cok hastaydi..
Ayrıca insanların bize bakmaları için paraya ihtiyaçları olduğundan ve tek
kalan kardeşimle yaptıgımız pislikleri temizlemekten bıktıklarından
bahsediyorlardı. Ardından bizi daracik bir kafese koyup bilmedigimiz bir diyara
götürdüler. Yalnızca ikimiz vardık.
Birbirimize daha çok yakınlaştık ve çok korkuyorduk.
Bizi kollarına alıp seven hiç kimsecikler yoktu.
Ama görülecek çok sey vardı…
O kadar çok ses ve O kadar çok korku...
Çok çesitli hayvanların bulundugu bir merkeze götürüldük.
Kimisi vakvaklıyordu, kimisi hırıldanıyordu, kimisiyse miyavlıyordu.
Kızkardeşimle beni daracık bir kafese attılar. Orda başka yavruların seslerini
de duyabiliyordum.
Bana bakan insanları görüyordum.
O küçük insanlari severdim; sakacı ve sevimli görünüyorlardı.
Benimle oynamak bile istediler
Tüm gün boyunca o kafesin içinde dururduk.
Arada korkunç insanlar gelirdi; kafesimizin camına vurup bizi korkuturlardı.
Bazen insanların bize dokunabilmesi için kafesten çıkartılıyorduk.
Bazılari iyi davranırdı bize; ama bazılari canımızı yakardı.
Aman Tanrim!! Bunlar çooook şekeeer! Bir tane
istiyorum!“ diyen çoktu.
Ama hiç biri aramızdan birini yanına almadı. Karanlık bir gece de kızkardeşim
öldü.
Kafamı cılız vucuduna, yumusak tüylerine koyduğumda son nefeslerini verdigini
hissettim.
Kardeşimin hasta olduğunu ve bir an önce benim satılmam için bana cok ucuz bir
fiyatin uygulanmasi gerektigini konuştuklarını duydum.
Kardeşimin cansız vucudunu çöpe atmak için kafesinden alındığında tek üzüntü
belirtisi gözümden sessizce akan yaşlardı.
Bir sabah sonra beni satın alan aile geldi!
Ne muhteşem bir gün!
Çok iyimser bir aileydi, beni gercekten çok istiyorlardi.
Bana bir mama kabı ve mama aldılar ve ailenin küçuk kızı beni hiç bırakmayacak
gibi tutuyordu.
Onu o kadar çok seviyordum ki!
Adam ve kadın benim çok iyi ve uslu olduğumu söyledi.
Bana „Angel“ ismini koydular.
Yeni insanlarımı yalamaktan cok hoşlanıyordum.
Aile bana çok iyi baktı.
Bana iyimser ve nazik davrandılar.
Neyin iyi, neyin kötü olduğunu ögrettiler .
Bana yemek ve bol bol sevgi gösterdiler.
Artık tek isteğim, onlarla mutlu olmamdı.
Küçük kızı deliler gibi seviyordum, onunla oyun oynamaya bayılıyordum.
Bir gün veterinere götürüldüm.
En iyi arkadaşım olan küçük kız, beni nazikce tutarken bana herseyin yolunda
olduğunu söyledi.
Çok rahatlamıştım.
Ama doktorun çok kötü birşey söylemiş olması gerekiyor; çünkü ardindan ailem çok
üzüntülü görünüyordu.
Kalça dizplazisi ve kalbim hakkinda yorumlar yaptıklarını duydum.
Ayrıca konuştuklarından denetlenmemiş ebebeynler ve toplu üretimci gibi
kelimeleri çıkarabildim.
Bu sözcüklerin anlamlarını tam bilmiyordum; ama ailemi bu kadar üzgün görmek
canımı çok sıktı.
Ama onlar beni hala çok seviyorlardı!
Şimdi 6 aylik olmuşken yaşıtım olan tüm yavrular
güçlüydü ve oyun oynuyordu. Benim ise her yaptığım hareket canımı yakıyordu.
Sancım asla yok olmadı.
Yürümek ve benim küçük sevimli kızımla oynamam güç hale geldi.
Nefes almak bile çok zordu.
Aslında olmam gereken güçlü bir yavru olmak için elimden geleni yapıyordum;
fakat elimden geleninin fazlasini yapamıyordum ki.. canım çok, çok yanıyordu.
Küçük kız arkadaşımı bu kadar kederli görmek beni çok üzüyordu.
Arasıra sahiplerim “belki zamanı şimdi geldi” gibi şeyler demeye başlamışlardı.
Sık sık veterinere gidiyorduk artık, ama tek bir
iyi haber bile alamıyorduk. Daima yeni doğan sorunlardan bahsediyorlardı.
Ben sadece güneşi hissetmek, ailemle oyun oynamak, koşmak ve sıçramak
istiyordum.
Geçen gece sancılarım arttı, hiç olmadigi kadar kötüydü.
Sancım, benden ayrılmayan yoldaşım oldu.
Ayakta dururken su içmek isterken bile her tarafım ağrıyordu.
Ayakta durmaya çalışıyordum; sancılarımdan dolayı yapabildiğim tek şey
sessizce ağlamaktı. Son defa arabaya oturtturuluyordum.
Herkes çok üzgündü ve ben nedenini bilmiyordum!
Çok mu terbiyesizdim.. ne yaptım ki ben?
Her zaman itaatli, uslu ve sevimli olmaya çalışıyordum..?
Hatam neydi benim..?
Ah, keske o sancılarım bitseydi.
Keşke o güzel kız arkadaşımın gözlerinden akan yaşları silebilseydim.
Elini yalamak için uzanmaya çalıştım; ama o anda ağlamaya başladım, çok çok
kötüydü sancılarım.
Veterinerin masası çok soğuktu. İçimi korku sardı.
İnsanlar beni okşar, severken tüylerime ağlıyorlardı. Sevgilerini ve kederlerini
hissedebiliyordum, ayrıca o an ellerini yalayabiliyordum. Veteriner bile artık o
kadar korkutucu görünmüyordu. Çok iyiydi ve sancılarımın azaldığını
hissedebiliyordum. Küçük kız beni nazikçe kollarında tutuyordu ve ben ona bana
verdigi sevgisi için teşekkür ettim. Öndeki patime bir iğnenin girdiğini
hissettim.
Sancılarım yok olmaya basladı ve büyük bir huzur hissettim.
Bir hayal dünyasına kavuşuyordum.
Bitmek bilmeyen yeşil yeryüzünde annemi ve tüm kardeşlerimi gördüm.
Bana o dünyada acıların olmadığını, sadece mutluluk ve sevinçle dolu olduğunu
anlatıyorlardı.
Kuyruğumu oynatarak ve burnumu çekerek ailemle vedalaştım.
Ailemle daha uzun günler geçirmek isterdim.
Ama bu olanaksızdı.
En sonda veterinerin şu sözlerini duyabildim: „Petshoplarda veya fuarlarda
satilan yavrular genelde yavru fabrikalarından ve toplu üretimcilerden alınıyor
ve uygun bir yetiştirme değildir“
Sancılar bitti; ama ailemi görebilmeme daha çok uzun yıllar var.
Bunu biliyorum.
Aslinda hersey farklı olabilirdi…
Bu hikayeyi niçin
yazdım? Toplu üretime karşı gelmek ve insanları petshoplarda satılan
hayvanların; şeker görünseler bile satın almaktan alıkoymak.
Kaynak: VVDH dergisinden tercüme edilmistir.